Market raflarında yerli logo basılı deterjanların formülasyon detaylarına indiğimizde, karşımıza çok uluslu devlerden ithal edilen milyarlarca dolarlık ham madde bağımlılığı çıkıyor.
1. Ana Etken Maddeler: LABSA ve SLES Zinciri
Bir deterjanın temizleme gücünü belirleyen birincil bileşen anyonik yüzey aktif maddelerdir. Türkiye'de üretilen yerli marka deterjanların neredeyse tamamında Lineer Alkil Benzen Sülfonik Asit (LABSA) ve Sodyum Lauril Eter Sülfat (SLES) kullanılır. Ülkemizde sülfonasyon tesisleri yani yerli LABSA üretimi bulunsa da, bu sülfonasyon işlemine giren ana girdi olan LAB (Lineer Alkil Benzen) hammaddesi Türkiye'de üretilmemektedir.
PETKİM dahil yerli petrokimya tesislerinde LAB üretimi yoktur. Bu ham madde tamamen İspanya, Suudi Arabistan veya Hindistan menşeili küresel petrokimya devlerinden ithal edilir.
2. Deterjanın Beyni: Endüstriyel Enzimler
Leke çıkarma, renk koruma ve düşük sıcaklıkta aktifleşme özelliklerini sağlayan proteaz, amilaz, lipaz ve selüloz gibi enzimler, deterjan teknolojisinin en yüksek katma değerli kısmını oluşturur. Türkiye'de biyoteknolojik düzeyde endüstriyel deterjan enzimi üreten yerli bir tesis bulunmamaktadır. Pazardaki tüm yerli deterjan üreticileri, enzim paketlerini Danimarka merkezli Novonesis (eski adıyla Novozymes) veya ABD merkezli DuPont (Genencor) gibi küresel monopollerden tedarik etmektedir. Enzim bileşeni olmadan modern bir çamaşır deterjanı üretmek teknik olarak imkansızdır.
3. Optik Parlatıcılar ve Koruyucular
Çamaşırların beyaz görünmesini sağlayan optik beyazlatıcılar (örneğin CBS-X) ve sıvı deterjanların raf ömrünü uzatan koruyucular (Isothiazolinone türevleri), tamamen küresel ince kimya üreticilerinin patentli ürünleridir. Yerli firmalar bu kimyasalları BASF, Evonik veya Dow gibi Alman ve Amerikan menşeili devlerin distribütörleri aracılığıyla tedarik eder.
Bu durum, nihai üründeki yerlilik oranının sadece işçilik, plastik ambalaj ve suyla sınırlı kaldığını, ana finansal katma değerin yine küresel kimya devlerine gittiğini gösteriyor.